KIBRIS Medya Grubu Genel Koordinatörü ve Genel Yayın Yönetmeni Mete Tümerkan, Doğu Akdeniz’deki yeni paradigmayı yorumladı; Kıbrıs’ın artık çok daha büyük bir satranç tahtasının üzerinde olduğuna işaret etti:

“Milli İstihbarat Akademisi’nin ‘İsrail Yayılmacılığının Anatomisi’ raporunu okurken dikkatimi çeken noktalardan biri, Türkiye ile İsrail arasındaki ayrışmanın temel nedenleriydi. Bir diğeri ise Doğu Akdeniz ve Kıbrıs açısından taşıdığı anlamdı. İsrail’in Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile geliştirdiği ilişkiler ‘Türkiye’yi çevreleme stratejisi’ olarak nitelendiriliyor. Üstelik bu ağın BAE ve Hindistan gibi aktörlerle kurulan bağlantılar üzerinden genişlediğine dikkat çekiliyor.”

Mete Tümerkan’ın köşe yazısının tamamı şöyle:

“Doğu Akdeniz’de değişen denklemi doğru okumak zorundayız.

Çünkü mesele artık sadece Filistin meselesi değil!

Mesele Türkiye.

Mesele Doğu Akdeniz.

Ve kaçınılmaz olarak mesele Kıbrıs’tır, KKTC’dir!

Millî İstihbarat Akademisi’nin “İsrail Yayılmacılığının Anatomisi” raporunu okurken dikkatimi çeken noktalardan biri, Türkiye ile İsrail arasındaki ayrışmanın temel nedenleriydi. Bir diğeri ise bu ayrışmanın Doğu Akdeniz ve Kıbrıs açısından taşıdığı anlamdı.

Rapor, Türkiye ile İsrail arasındaki ayrışmanın artık Filistin meselesinin çok ötesine geçtiğini söylüyor.

İki farklı bölgesel düzen anlayışından söz ediyoruz.

Raporun ortaya koyduğu çerçeveye göre Türkiye, güvenliğini çevresindeki devletlerin egemen, güçlü ve istikrarlı olmasında arıyor. İsrail’in güvenlik anlayışı ise çevresindeki aktörlerin zayıf, parçalı ve müdahaleye açık kalmasına dayanan bir yaklaşım olarak değerlendiriliyor.

İşte tam bu noktada Kıbrıs devreye giriyor.

Basın bültenindeki ifade son derece çarpıcı.

İsrail’in Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile geliştirdiği güvenlik, enerji ve siyasi ilişkiler, “Türkiye’yi çevreleme stratejisi” olarak nitelendiriliyor. Üstelik bu ağın BAE ve Hindistan gibi aktörlerle kurulan bağlantılar üzerinden genişlediğine dikkat çekiliyor.

O hâlde bizim de şu soruları sormamız gerekiyor:

Kıbrıs’ı önümüzdeki dönemde yalnızca çözülemeyen Kıbrıs sorunu üzerinden okumak yeterli olacak mı? Yoksa adanın, Doğu Akdeniz’de sertleşen güç mücadelesindeki yerini de daha ciddi biçimde değerlendirmek mi gerekecek?

Bence artık bu iki meseleyi birlikte değerlendirmek zorundayız.

Çünkü raporda, İsrail’in Doğu Akdeniz’den Balkanlar’a, Kızıldeniz’den Afrika Boynuzu’na uzanan geniş bir alanda Türkiye ile rekabet etmeyi amaçladığı değerlendiriliyor. Bu değerlendirme, Kıbrıs’ın bölgesel güç mücadelesindeki yerini daha dikkatli ele almamızı gerektiriyor.

Bu nedenle Güney Kıbrıs’ın İsrail’le geliştirdiği askerî iş birliğini, enerji ve güvenlik ilişkilerini bölgesel dengelerden bağımsız değerlendirmek eksik olur.

Kıbrıs artık çok daha büyük bir satranç tahtasının üzerinde.

Ve biz, tam ortasındayız.

Raporun Doğu Akdeniz’i bu rekabetin en kurumsallaşmış alanlarından biri olarak değerlendirmesi, bizim açımızdan özellikle önemli. Çünkü burada güvenlik, enerji, savunma ve bölgesel bağlantı projeleri aynı stratejik çerçevede buluşuyor.

Daha da önemlisi, rapor bu ilişkilerin savunma, teknoloji ve bölgesel bağlantı projelerle bütünleşmesinin, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki hareket ve pazarlık alanını daraltabileceğine işaret ediyor.

Burada artık sadece İsrail ile Güney Kıbrıs arasındaki iyi ilişkilerden söz edilmiyor.

İşin içinde enerji var.

Güvenlik var.

Savunma var.

Teknoloji var.

Bölgesel ulaşım ve bağlantı projeleri var.

Rapor ayrıca Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru’nu (IMEC’i), Doğu Akdeniz enerji projelerini ve İsrail bağlantılı lojistik ağlarını daha geniş bir jeoekonomik rekabetin parçaları olarak değerlendiriyor.

Bu gelişmeler, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki güvenlik ve deniz yetki alanlarına ilişkin çıkarlarını, Kıbrıs Türklerinin güvenliğini ve adanın doğal kaynakları üzerindeki haklarını doğrudan ilgilendiriyor.

Dolayısıyla Güney Kıbrıs’ın İsrail ve Yunanistan ile güvenlikten enerjiye uzanan ilişkilerinin derinleşmesine ‘Bizi ilgilendirmez’ diyemeyiz

Kıbrıs Türk tarafının dikkat etmesi gereken de budur.

Çünkü Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki konumu değişirse Kıbrıs Türklerinin jeopolitik konumunun bundan tamamen bağımsız kalacağını düşünmek mümkün değil.

Bu nedenle artık Kıbrıs meselesini sadece müzakere masasında ne konuşulduğuna bakarak değerlendiremeyiz.

Etrafımızdaki güvenlik mimarisi değişiyor.

Enerji güzergâhları üzerinde yeni arayışlar sürüyor.

İttifaklar ve ortaklıklar derinleşiyor.

Kıbrıs da bütün bunların tam ortasında duruyor.

Felaket senaryoları üretmeye gerek yok.

Ama gelişmeleri görmezden gelme lüksümüz de yok.

Çünkü haritaya doğru bakmak, gelecekte neyle karşılaşabileceğimizi anlamanın ilk adımıdır.”

 

Kaynak: Kıbrıs Gazetesi